Şiir Koleksiyonu
28
Bu yolculuğun en ilginç kısmı
Her gün değişmesi bence insanın
Dün hissettiğimin bir anlamı olacak mı yarın?
Farklılaşırken her şey, ben aynı mı kalacağım?
Bir dönem çok sıkıldım hayatımdan
En iyisi olma çabasından
Elimden gelen çok fazla olunca
Elimden gelenin en iyisiydi beni yoran.
Fazla istikrar fazla disiplin
Fazla edep fazla adap
Fazla keyif fazla boşvermişlik
Fazla takıntı fazla umursama
Hiçbiri hizmet edemez ederinden fazla
Neler öğrendin bu sefer derseniz
Keyif vermediğini gördüm derim
İyi olduğunu düşündüğümüz şeylerin bile
Bir sınırı olması lazım derim.
Ortalama olmak özgürleşmek demek
İnsan hiçbir şeyin peşinden koşmamalı
Belki yakalanan olmalı daha çok
Bazen de dinlenmeli
Rahatlamak istiyorum huzurla
Umursamamak gereğinden fazla
Her şey olacağına varıyorsa eğer
Ne gerek var dimi bu kadar kasmaya
Mutluyum belki koşturmamaktan ama
Kaybettim şimdi de içimdeki disiplini
Tekrardan başlaması ne zormuş meğer
Alışınca konforuna bu tatlı sükunetin
Ama bir şeyleri değiştirebilirim de artık
Yapmış olmak için değil keyif için yapmak gibi
Sadece bana iyi geleni bulup
Doğrudan hayatıma katmak gibi
İşte size 28 yaşındaki Melis
Anlık beklentisi budur hayatından
Yarınki için söz veremez ama
Daha kendi bile habersiz ne yapacağından..
Apolitik Dostlarıma
Bi de derler ya hani
Herkes her istediğini olabilir kime ne?
Olamazsın kardeşim!
Apolitik olamazsın mesela Türkiye’de!
Umutsuzlar türer durur başımızda ama,
Sen onlar gibi kaçıp da,
Gidemezsin kardeşim…
Senin bir geçmişin var geleceğin var
Hak yiyenin yanında,
Susamazsın kardeşim
Ben ilgilenmiyorum, ne işim var siyasette?
Millet yesin dursun birbirini, banane?
Diyemezsin kardeşim!
Bu gelecek eğer hepimizinse
Umudunu haktan, adaletten
Kesemezsin kardeşim!
Elinden ne geliyorsa yapmayı,
Yarınlarının yanına bırakmamayı,
Günü gelince hesap sormayı,
Önce sen bileceksin kardeşim!
Büyükçe
Kendimi hep büyük görüyorum,
böyle yaş gibi değil,
olgunluk gibi hele hiç değil
doğrudan uzunluk olarak.
Hepi topu 157 boyundayım
ama kocaman hissediyorum kendimi.
Sanki 2 metre boyum var,
hiç sığamam bir yere.
Her seferinde şaşırıyorum
uzunların yanında ne kadar küçük kalabildiğime.
Benim için geçerli sanırım o dedikleri:
bir bu kadarı da yerin derinliklerinde.
Acaba ruhumuzun bir boyu var mıdır diye düşünüyorum sonra,
yoksa başka açıklaması yok
bendeki bu sığamama hissiyatının.
Ya da belki de var
gerçekten korktuğum gibi…
Yine sığamıyorum dünyaya.
Çokça Tebrikler
Kendimi tebrik ederim çünkü
Aşk sandığım aşkların
Kendime duyabileceğim aşkın
Yarısı bile edemeyeceğini
En büyük değeri kendime vermeyi
Beni ben olduğum için sevebilmeyi
Bu sevgiyle O’na ulaşabilmeyi
Anladım.
Kendimi tebrik ederim çünkü
Düşmeyi başardım.
Korkuyu bir kenara bırakıp düşebilmenin
Hafife alınmayacak bir güç oldu ğunu,
Düşünce destek alabilmenin daha da büyük olduğunu,
Sonrasında tekrar ayağa kalkabilmenin ise
En büyük güç olduğunu anladım,
Anladım ve yolculuğumun biricikliğini kutladım.
Kendimi tebrik ederim çünkü
Vazgeçebilmeyi de öğretti hayat bana
Hayal kırıklığından sonra toparlanmayı
Almayı, vermeyi, almadan vermeyi
Bir şans daha vermeyi
Ve olmuyorsa kabul etmeyi anladım.
Kendimi tebrik ederim çünkü
Değişimi sevmeyi başardım
Gözümü en çok korkutan belirsizliklere bile
Teslim olabilmeyi,
Kontrolü bırakmanın hafifliğini,
Ve bazen durup bekleyebilmeyi,
Değişirken büyümeyi,
ve bunun kaçınılmazlığını anladım.
Kendimi tebrik ederim çünkü;
Başardım
Affedebilmeyi öğrendim mesela
Sinirden kaskatı kesilmek değil de
En yumuşacık yerden yaklaşabilmek olduğunu,
Asıl gücün affedince bulunduğunu,
Anladım.
Kendimi tebrik ederim çünkü;
21. yüzyılın oyununu sonunda bozdum,
Sigarayla birlikte kaygıyı da bıraktım
Bedenimin rahatlığına odaklandım
Kendimi olmak istediğim yerde görmenin
Mümkün olduğunu ve zaten öyle de olduğunu
Anladım.
Kendimi tebrik ederim çünkü
Sınır çizebilmenin bana göre zorluğuna rağmen
Kırmadan uzaklaşabilmeyi
Hakka girmeden hakkımı koruyabilmeyi
Daha sıcak bir yerden duvar övebilmeyi
Ağız dolusu hayır diyebilmeyi
Ve bunla gurur duyabilmeyi
Anladım
Kendimi tebrik ederim çünkü
Özgür olmayı anladım.
İyi kötü her yönümle,
Mükemmel olmam gerekmeden,
Sadece olduğum gibiyken,
Ben olma deneyiminin hakkını verebilmeyi,
Her gün baştan başlayabilmeyi,
Bu motivasyonla ilerleyebilmeyi,
Ben olmaktan keyif alabilmeyi,
Ve buna şükretmeyi
Anladım
Kabulsüzlük
Başaramadım
Başarmayı ne kadar tercih ettim ki daha doğrusu?
Ne kadar durdurabildim kendimi, dur diyebildim?
Ne kadar denedim nefsimi tutmayı ya da kararlı olmayı?
Meğer ne zormuş kişinin en çok da kendine hayır diyebilmesi…
Denedim gerçi denemesine de
Yine de başaramadım.
Şimdi durup düşünüyorum da
Olanı yaşamak mıydı benim doğrum?
Olanı olabildiğince yaşamak…
Pişmanlıklardan öğrenmek miydi?
Ama ben pişman olmayı ne kadar istedim ki?
Başaramamanın ve tekrar deneyebilmenin
Bünyemde bıraktığı haz mıydı aradığım?
Mücadeleden ve yolun zorluğundan,
Başarıdan aldığım keyfin fazlasını mı aldım?
Başarmak ya da başaramamak değil de
Başarmaya çalışmak mı en sevdiğim?
Sürekli yolda olmayı gerçekten ben mi istedim?
Daha sıcak bir yerden kucaklamayı mı öğrendim yoksa?
İçimde benimle sürekli çatışan o yetişkini
Susturdum mu, her başarısızlığımda?
Benim başarım da başarısız olmak mıydı yani?
Eleştirmeden, eleştirilmeden
Olduğum gibi kabul görmek için miydi tüm yaptıklarım?
Zaten insanın kendini kabul etmekten başka
Ne gibi bir derdi vardı ki?
Kahve gibi isterim ben arkadaşlığı
Tat bıraksın damağımda her bir parça
Sıcacık olsun, içimi ısıtsın
Düşünmeyeyim varlığını yokluğunu ama
İhtiyacım da olsun her sabah.
Listemde hep ilk aklıma gelenlerden
İlk önce kontrol ettiğim,
Eksilmesinden bile endişelendiğim.
40 yıl hatırı olsun bende gerçekten
Kaç kırkı devireceğimi merak edeyim.
Her bir sohbeti daha da anlamlandırsın
Her yolculukta yanımda eşlikçim,
Onunla kökleniyormuş gibi hissedeyim.
Ulaşılabilir de olsun tabi
Her baktığımda bulabileceğimi bileyim.
Sırdaşım olsun mesela soğuk kış günlerinde
Yoldaşım olsun hayatımın her köşesinde
Onun keyfinden hiç vazgeçemeyeyim.
Ne çok ortak yönü varmış arkadaşla kahvenin…
Kahve Üzerine
Herkesin korkusu farklıdır neticesinde
Benimki de tamamen hissedebilmek kendimi,
Yarınlar yokmuşçasına ve belki de
Yoğunluğunun ateşinde kavurması bedenimi.
Kurcalarken tozlu sayfaları yine yerinde
Gördüm sarmaşığa dönmüş çekincelerimi
Kaybolmayı ne çok istedim duygularımın içinde
Bulamadım bir türlü neydi geri tutan beni.
Tek bir olay mı hayatımı altüst eden
Altının üstünden güzelliğini gösteren
Ama yine de beni korkutan, geren, üzen
Tekrar kaybetmesi mi canım kendimi?
Binbir parçaya ayrılıp tekrar birleşmek
Ya bu sefer birleşemezsem’i düşünmek
Anlamını yitirip kaybolup gitmek
Düşüncesi bile basıyor tüm kalbimi
Buldum korkumun temel sebebini
Ya başaramazsam yine görevimi
Tekrar gelirsem, kaybettiğimden kendimi
Asıl o zaman bu hüsran yakar benliğimi
Farkındayım özgürleşmem gerek bu düşünceden
Herkes kadar ben de olabilirim kendim gibi
Arındırdım zihnimi geçmiş travmalardan
Seçiyorum artık doya doya hissetmeyi
Korkuma
Özgürlükten korkmak nedir bilir misin?
Altın kafesteki o bülbül
Ya artık gerçekten seviyorsa altını?
Ya da altınsızlık nedir bilmiyorsa
Çık bülbül, önünde koca bir dünya
Çık da gör kanatların ne büyük
Çık da hisset rüzgarı ve
Bırak tüm yükümlülükleri ardınca.
Hem bülbüle kim “sen bülbülsün” dedi?
Ne çok özenirdi oysa saka kuşlarına.
Onlara hiç altın kafes verilmezdi.
Hiç alışmazlardı bu rahata
Hiç düşünmezlerdi bülbül gibi
Varsa yoksa uçmak pervasızca.
Ama bülbülün de vakti geldi
Tek beklediği yekpare bir güçtü
Kırdı sonunda kafesin kapısını,
Bıraktı rüzgara o titrek kanadı.
Hazırdı artık hayali dolambaçlara
Ya da hepsi sadece bir rüyaydı…
Özgüçlük
Öyle bir his ki bu bendeki kıskançlık
Anlamlandırması ayrı bir imkansızlık
Mücadelesi en zoru kalpteki sıkışmışlık
Tanıyamıyorum kendimi, değil ki hiç benlik!
Neye hizmet, neye itaat etti anılarım?
Sordum hep, bunu kendime neden yaşattım?
Kanatırcasına tuttuğum şu nefesim
Bulandı yarınım, gökyüzüm, geçmişim.
Karnıma okkalı tekme yemişim gibi
Kalbi durdurmuş, nefessiz kalmışım gibi
Gözüm kararmış da göremezmişim gibi
İçimde tarifsiz bir yorgunluk hissi.
Karanlık labirentte tattığım o yalnızlık
Al kendini benden artık, geçsin bu keyifsizlik.
Peki benim olmamasının verdiği tatminsizlik
Ne zaman kapanacak midemdeki yara delik?
Fazlalıklarımdan en çamurlu olanı
Buram buram acı duman kokanı
Kül tablasına çevirdi bu aklımı
Ve pişmanlığının düğümlediği boğazımı
Ne zordu anlaması bu puslu kıskançlık
Bir de soru, neden bu karşıkoyulmazlık
Sıkıldım boğuşmaktan hep aynı acizlik
Bitsin bu göğsüme oturan çaresizlik.
Bir duygu insana en çok ne yapar?
Kendinden kaçırır, kendini arar
Yolunu taşlar, bünyeyi yorar
Ah bu kıskançlık ne illet ,adamı derinden bozar!
Puslu His
Razı
Niyet ediyorum içimdeki en gizli parçaları
karanlığından sıyırıp dökmeye sayfalara.
Ama aşk yazılmamalı gibi geliyor bana,
ne yazsam eksik, ne yazsam hafif kalıyor.
Sanırım korkuyorum
doğru ifade edememekten,
ya da aşkı küçültmekten.
Hiç içermedi şiirlerim aşkı;
belki görünür olmaktan korktu kalbim,
belki de hiç görülmemekten.
Herkesin uğruna dünyalar yaktı ğı,
sayfalarca dolup taşırdığı,
ama benim kelimelere dökemediğim aşk.
Hissetmesi zaten zor,
açıklamaya ise elim varmıyor.
Yine de en vazgeçemediğim —
benliğim onun için atıyor.
Sen anlar mısın mesela en derinden sevmeyi?
Eskiden tutmak sanırdım ben de sevgiyi.
Sonra gördüm ki kırılırken bile bırakabilecek kadar
Çok sevmekmiş aşk…
Paramparça olsan dahi
Seni senin için bırakıyorum demekmiş aşk
Hiçbir koşul olmaksızın sahiplenmekmiş
En savunmasız hallerinde kucaklamakmış
En çirkin hallerinde öpmekmiş gözlerinden
Gitsen de kalsan da, hep onunla olmakmış aşk.
Çünkü benlğinin vazgeçtiği noktada bile
Ruhun asla vazgeçmezmiş.
Seni sende bırakıyorum kendim olabilmek için
Ya da seni sana emanet ediyorum
Daha fazlası elimden gelmediğinden.
Aklından, kalbinden ,ederinden, giderinden
Kısacası her şeyinden razı olmakmış aşk.
Şiire Şiir
Zihnim etten hapisane içindeyse bile
tek bir şiirle çıkar tüm prangalarım
En büyük endişemin uçsuzluk olması
Cümlelerim bile bilmez nereye varacaklarını
Fonetiği kendinden oluşan o sözlerim
Hem ne olur ki kafiyesiz olduysalar?
Tek şey yeterli içime sinmesi için
Gece 2 de gelen peri gibi ilhamlar.
Elimden en iyi ne gelir derken
Sanırım gerçekten buldum bu sefer
İnsan en çok da önündekini göremez ya
Aynayı kalbe tutmak gerekmiş meğer
En sevdiğim yanıysa bu zevkli işin
Cezbediciliği damağımdaki tadın
Ne izi ne kokusu ne dokusu beni zorlar
Sancısız akıp gider tüm mısralarım
Şövalye
Kendini şövalye zanneden o narin kız
Tüm varlığıyla istedi önce birine güvenmek
Ve teslim olmayı deneyimleyebilmek.
Ama bunun için hem zırhı çok ağırdı
Hem de yoktu yanında güçlü bir erkek.
Hayatının tüm kontrolünü eline aldı yine
Çok kararlı da değildi, istedi dinlenmek.
Ama ordan oraya, savruldu bir köşeye
Beklenmedik ne varsa onu buldu yine.
Hayat dinmedi sanki planları bozdu,
Küçük kız işte hep böyle yoğruldu.
Unufak oldu karnındaki his sonra
Oturduğu yerden bile yoruldu.
Vicdanına hiç sığmadı farklı bir yol denemek
Ne mümkündü ki bencil olabilmek
Kendini değil önce yapılması gerekeni düşünmek
Farketmeden ilerlediği tek yoldu.
Savaşçı kız çıkarsan mı artık zırhını
Nereden bilecek prensler güzelliğini
Gerçi onlar görünce geri adım atarlar
Sendeki bu kocaman çelikten yüreği
Her yiğidin harcı bu değilmiş demek
Prenses bile öğrenmiş mücadele ne demek
Gücüne rağmen tek hayalini kurduğu
Zırhsız kılıçsız dolaşabilmek.